öncelikle bu hafta yaşadığmız “oyunumuzun bölünmesi” deneyimi (evet buna da bir deneyim gözüyle bakmak mümkün:)) bana gösterdi ki bir ders için motive edici unsurun çok iyi belirlenmesi ve bunun tamamen yapılan etkinlik/oynanan oyun değil bir şeyler öğrenmek olması gerekir. bilmiyorum ama şahsen o oyunun yarıda kalması benim derse olam motivasyonumu sıfırlamasa bile baya düşürdü(inanc hocamızın içinde kaldığı durumu ise sadece tahmin edebiliryorum; ve evet derste de belli ettiği gibi hoş olamasa gerek)(tabii burda “play for play” gibi bir durumda ne olur o ayrı bir mevzu şimdilik bir kenar da dursun)
gelelim oyunlara…ben bu hafta herkesin hem ebe hemde kaçan olduğu oyundan çok zevk aldım ve oyunda role dağılımın illa da çok belirgin bir şekilde yapılmasının şart olmadığını;(roller çok belirgin olasa bile…) bu rolu oyuncunun kendisinin üstlenmesinin ve bu akışın kendine göre gitmesinin çok daha zevkli olabileceğini farkettim. iki kişi göz göze gelir; iksininde iki şeceneği vardır, yaa kaçan olmayı kabullenip kaçacak yada ebelemek için ileri atılacak ama hangisi hangisi kaçsam mı; kovalasam mı? kaçan mı olsam kovalanan mı? ve risk alıp ileri atılmak ise en güzeli ava giderken avlansam bile:D
bu arada diğer arkadaşların blog yazılarını okurken farkettim; tanığım arkadaşlarımın bloglarının tema şeçimlerini (görünüm ayarlarıda diyebiliriz) kişilikleri eşleştirmeye benzetmeye veya ilişki kurmaya çalışırken yakaladım kendimi … bian çok garip geldi bana; daha garibi ise (evet siz söylemeden söyleyeyim) bunu burda yazıyor ve sizinle paylaşıyor olmam belkide…… ilginç tabii….