bu hafta tiratlarda takılınca dersin bundan sonra nasıl devam edeceği tartışılırken aklıma hep ilk haftalardaki oyunlar geldi zıp-zıp, köşe kapmaca, eylem tahmini ve diğerleri…ne performans sanatı ne de eğitim. sadece o “oyun”larda neden o kadar eğlendiğim(iz)di düşündüğüm. sebebse; belkide en son oynadığımız “oyun”un üstünden geçen zamanı bile unutmuş olmamızdı kim bilir. belkide “içimizdeki hep susturmaya çalıştığımız yaramaz çocuktu*” bütün o oyunlar boyunca unuttuğumuz için tarif etmekte zorlandığımız şey. çocuk olmak, masumiyetin simgesi önyargılardan uzak, en eleştirel, en yaratıcı bakışa sahip olmak(bütün çocuklar filozofturlar aslında**) .kanımca bu oyunlar onları, çocukları anlayan yanımızı unutmamız için faydalı oldu bizler için, çünkü ileride hala bizden daha yaratıcı, açık fikirli, sorgulayan bireylerle(çocuk olmaları birey olmadıkları anlamına gelmez) muhatap olacağımızı unutmamız gerekir. büyüdükçe kaybettiğimiz sadece arada tekrar karşılaşınca garip bi şaşkınlıkla sarıldığımız oyunlardan fazlası galiba….
ps. * ve ** alıntıdır
*mavisini yitirmiş yaşamak
**sofinin dünyası
ps 01: gecen dönem pred 485 dersi için yazılmış bir blog yazısıdır burada da paylaşmak istedim(daha anlaşılır bi şekilde “copy paste yaptım
)
ps 02: bu haftanın sced 487 blok yazısı aşşagıdadır…