bu hafta o acayip(acayip kelimesisinin olmsuz bir içerik dahilinde olmadığını söylememe gerek yok galiba) kağıt çalışmasını yaptıkdan sonra o kadar çok şey düşündüm ki (bu yüzden yazı uzun olabilir sıkıldığınız yerde bırakın ki umarım sıkılmazsınız…)
önce sanat sanatçı ve sanat eseri üstüne o kadar farklı düşünce uçuştu ki kafamda toparlamak çok zor halen…. sonra bide o eserin muhatabı(onsuz belki eserin var olamıyacağı) olan kişi var. bir eser ona bakan okuyan yorumlayan biri ile varlığını tamamlıyor belkide ve sanatçının yaptığı ortaya sadace tamalanmayı bekleyen; var olmak için eserin 2 . sahibini bekleyen bir şey atmak.
peki bunlar güzel hoş ama nerden geldiyse aklımda bunlar varken hocamızın 2 hafta önce “öz” ile alakalı yaptığı konuşma ve öğrretmenlik mesleğinin bir nevi “özündeki duygu” yu arayan sorusu aklıma geldi. burda buna bir cevap yazmayacağım çünkü hala bulamadım ve sanki “neyi aradığımı sadece bulduğum zaman bilecekmişin” gibi hissediyorum bu konuda…. ama bir his daha var içimde: bu duygu her ne ise bir sanatcının eserini ortaya koyarken taşıdığı duyguya çok benzemeli.(ve evet farkındayım bu tespit bizi bir cevapa götürmekden çok uzak ama hocamızda bizden cevap değil de üstünde düşünmemizi istemişti-ince ama önemli bir ayrıntı)
neden böle hissetim; çünkü sanat eseri gibi öğretmenler olarak yaptığımız işte kendi başına yarım eksik ve kalan parçasının özleminde ve bu parça bizde değil; muhatabımız olan öğrencilerde; belki velilerde; hatta ve hatta toplumun tümünde.
tamam sloganı “teaching as a performing art” olan bir ders aldığımı yeterince belli ettim galiba
ama şunu da sölemek isterimki sanatçı için “daima daha iyiye ulaşma çabası” bu duyguyu açıklamakta bir şekilde eksik kalıyor
peki bizim için olayın “öz”ü ne olmalı????